9.3.11

Ritim & Anarşi








Bugünlerde yapmayı en çok istediğim şey, fazla beklediğim, fazla sıkıldığım, fazla sıkılmaya itildiğim bir haftadan sonra, belirli bir yere dalıp -resmi ve nizamın belli düzeyde tutulduğu yerler tercihimdir- gümbür gümbür davul çalmak. Bu rektörlük binası olabilir, postane ya da bir banka da olabilir. Sadece olmaması gereken yerde, yapılmaması gerekeni yapmak istiyorum ve bunu da kocaman akustik bir davulla yapmak istiyorum. Birkaç gündür rüyamda bunu gördüm ve inanılmaz zevk aldım. Bunu düzenli şekilde görmeye devam edebilir miyim bilmiyorum ama aldığım tatmin ve o rahatlıkla uyanmak harika birşey. Pratikte uygulamanın tadı çok daha başkadır tabii ki ama bunun uygulanabilirliği benden başka insanları da kapanıma takmam ve imece bir çalışmaya bağlı. Banka sırası beklerken, bütün bunlar kafamdan geçerken, 'hiç olmazsa biri atsa kendini ortaya da yapsa bari birşeyler' diye geçirdim içimden ama kılını kıpırdatmadı kimse. "Davul"un zaten başlı başına harikulade bir terapi olduğu gerçeğinin yanında, böyle bir tutum için de ne kadar uygun ve güzide bir enstrüman olduğuna da bir daha hak verdim. Sonra da yanıp sönen numarama doğru gayet 'nizami' bir şekilde yürüdüm ve herşey olması gerektiği gibi oldu ve bitti. Oysa ki, ritmi hayatın, sokağın, modern akışın göbeğine oturtup 'alın size gerçeklik' demek hazlardan hazlara sürükler, en tepelere çıkartıp bünyeyi arşa değdiren bir tecrübe olabilir. Bütün bunları düşündükten sonra, karşıma çıkan bir trailer sayesinde farkettim ki birileri bunu benden önce düşünmüş, hatta bunun bir filmini bile yapmış. "Sound of Noise", 2010 yapımı ve tam da bu düşündüklerimi pratiğe döken ve ortalıkta karıştırılmadık alan, dağıtılmamış düzen bırakmayan bir film. Doğa seslerini muhteşem bir düzen içinde kullanıp bunlardan harika bir harmoni yaratan film, ritmin doğa ve modern hayat ile de ne kadar iç içe olduğunu gösteriyor. Filmin yönetmeninin daha önce "Music for one apartment and six drummers" adında bol ödüllü bir kısa filmi de mevcut. Sound of Noise de bu kısa filmin uzun metrajı olarak beğeniye serilmiş. Yapılan mekan seçimleri filmi daha da ilginç kılıyor. Bir ameliyat cihazından büyük bir minibüsün motor sesine kadar herşey bu harmoninin içinde. Kısa film versiyonundan biraz daha değişik olarak, uzun metraj halinde biraz daha aksiyon ve komedi işin içine katılmış. İçte kalan bütün enerjiyi izlerken bile atabilmeye fırsat tanımış film. Profesyonel bir yapım ve bir kurguya sahip olmasına rağmen tecrübe edilen anarşi tüm sahiciliğiyle damara damara giriyor. Davulu ve ritmi   
yaşamın merkezinde varolan ve ayrılmayan bir dinamik olarak işleyen ve atılan her adımın bir metronom vuruşu olduğunu hissettiren bir film. Tam da ihtiyacım olduğunda imdadıma yetişti. Bir dahaki banka ziyaretimde de sakin bir şekilde numaramı bekleyebileceğim sanırım.  
Trailer için: "Sound of Noise" Trailer

7.3.11

Serbest Düşüş

                                                                     Eymir Gölü / Ankara 2008


From childhood's hour I have not been
As others were; I have not seen
As others saw; I could not bring
My passions from a common spring.
From the same source I have not taken
My sorrow; I could not awaken
My heart to joy at the same tone;
And all I loved, I loved alone.
Then- in my childhood, in the dawn
Of a most stormy life- was drawn
From every depth of good and ill
The mystery which binds me still:
From the torrent, or the fountain,
From the red cliff of the mountain,
From the sun that round me rolled
In its autumn tint of gold,
From the lightning in the sky
As it passed me flying by,
From the thunder and the storm,
And the cloud that took the form
(When the rest of Heaven was blue)
Of a demon in my view

                                                                                                              E. A. Poe